Jun
02

Gölet Köyü Ağzı


-A-

Abu: Abla. “Abuma haber verin”
Acuk: Yabani acı elma
Acuğu çıkmak: Çok zayıflamış, şekli değişmiş olan. “Şu haline bak! Acuğun çıkmış.”
Ada: Irmağın menderesleri arasında kalan toprak parçası. “Adayı gene ırmak basmış diyorlar. Gidip bir bakacağım.”
Ağnanmak: Çamur veya toz içinde yatarak yuvarlanmak, her tarafı çamur veya toz etmek. “Kömüşler çamurda ağnanıyorlardı”
Allem: Sonucu tahmin edilemeyen durumlar için kullanılan, “Allah bilir” anlamına gelen “Allah-ü alem” kelimesinin kısaltılmış şekli “Allem gelecek, geleceğim demişti”
Amruksamak: Arzu duymak, imrenmek
Asmak: Ağır gelmek. “Çuvaldaki son bir kürek pirinci de koyunca, terazinin kefesi aşağı doğru astı.”
Astırmak: Ağır gelmek. “Tahterevalliye sen binince üçünü de astırdın.”
Atanak: Çocukların ok atma aleti için yaptıkları oyuncak yay.
Avloğ: Bahçe veya tarlaların etrafına dikenli çalılarla yapılan çit. “Avloğya diken kesmeye gidiyorum.”
Aydaş: Çok cılız, eneze, hastalanacak kadar zayıf, bir deri bir kemik olan kimse. “Şu haline bak! Aydaşın çıkmış”

-B-

Banak: Lokma, Yufka ekmeğin dürülerek yenebilecek kadar olan parçası “Ben banağımdan artırarak bu günlere geldim.”
Banmak: Lokmayı yemeğin suyuna sokmak. “Ekmeği yemeğe bandım, hemen ağzıma attım.”
Banakçı: Onun bunun yemeğinden faydalanan, çöplenen kimse.
Bar: Beraber, birlikte. “Bekle de, ikimiz bar gidelim”
Barıkmak: Susamak
Bıdıl bıdıl: 1) Kısa adımlarla çabuk yürüyen kimse. “Bıdıl bıdıl dolaşıyor.” 2) İş gördürmeyen ayak altında çok dolaşan çok hareketli çocuklardan söz ederken beğenilmeyen bir davranışı anlatır. “Aman! Bıdıl bıdıl ayağımın altında dolaşıyor.”
Bıdımık (Bıdımıcık): Azdan daha az, çok ufak veya küçük.“Ekmeğin kenarından bıdımık ısırmış.”
Bılkımak: Olgunlaşmış, en olgun halini almış her türlü meyve. “Bu kavun bılkımış bir kaşıkla yemeli”
Biçik: İnek yavrusu.
Bidümük. (Bak: Bıdımık)
Biki: Birkaç, bir miktar. “Biki onlara gittik geldik.” “Biki malzeme aldık.”
Bilik: 1) Ocaklarda saç altında ya da köy fırınlarında pişirilen iki kişinin doyacağı büyüklükte ekmek. “Tek başına bir biliği yedi.” 2) Çelik-çomak oyununda (Değnekle ve bir çomakla oynanan bir çeşit oyun) sayı “Üç bilik aldım.”
Bişi: Saç üzerinde pişen yufkaların üzeri yağlı sütle ıslanarak üstüne yeni açılan yufkanın konulmasıyla pişmesi için ateşe çevrilen ve bu şekilde yeni yufkaların eklenmesiyle kat kat yapılan ve daha çok bayramlarda pişirilen ekmek. Bu ekmek içine gene köylerde yapılan un helvası konularak yenir.
Bizehem (Bizeğem): Çok az, çok küçük miktarda. “Bizehem düşün”
Boğba: Akılsızca iş yapan kimse. “Boğba yapmasaydı.”
Boğsa: Dolapların, sergenlerin üst kısmı, yüksek yer. “Lütfen, şunu boğsaya koy.”
Burulğan: Kramp, adale kasılması, Şiddetli ve ani olan sancı. “Ne yapsak! Hayvanın karnında burulğan var.”
Buzoğuİnek yavrusu.
Bükelek Tutmak (Cız tutmak, külek tutmak) : Özellikle yaz aylarında irice bir sinek türünün büyükbaş hayvanları ısırarak onlardan ayrılmaması, onları rahatsız etmesi. “Koş! İnekleri :Bükelek/Cız/Külek tuttu. Hepsi bir tarafa dağıldı.”
Büslegeç (Büsleğeç): Pişirilecek yufkanın saç üzerine konulmasını, aktarılmasını ve yufkanın saç üzerinden alınmasını sağlayan uzun, dar, ince ve yassı tahtadan yapılmış alet

-C-

Calay: Konuşma sorunu olmadığı halde kulağı duymaması sebebiyle konuşamayan kimse.“Konuşsana be adam! Calay mısın?”
Cazu: Terbiyesiz, her zaman bencil ve ne pahasına olursa olsun haklı olmak için çabalayan kadın. “Cazuluk yapma”
Cıbır: Cıbıl kelimesinin değişmiş şeklidir ve üzerinde hiçbir şey bulunmayan kimse veya üzerinde hiçbir şey yetişmeyen, verimsiz toprak. “Adamın kafası cıscıbır olmuş.” “Tarla cıbır kaldı.”
Cidoğ: Pis ve kirli olmak, “Gömleğin yakası cidoğ gibi olmuş”
Cıfıt: Sinir edici, moral bozucu kimse. “Çok cıfıt birisi, ne diyeceğimi şaşırdım.” “Adamı cıfıt etme.”
Cırmalamak: Kedilerin tırnaklarıyla yaptıkları saldırı hareketi. “Kedi kapıyı cırmalıyor.” “Kedi elimi cırmaladı.”
Cırmık atmak: (Bkz. Cırmalamak)
Cırmık: Kedinin cırmıklama sonucunda bıraktığı tırnak izi. “Şu cırmık izlerine bak.”
Cıynak: İnsan ve hayvan tırnağı.
Cız tutmak : (Bkz. Bükelek tutmak)
Civan: Tarla sahipleri tarafından bentten suyu tarlalara getirmesi için görevlendirilmiş, parayla tutulan kimse.
Cizlembe:Bazı yörelerde cozurtma dendiğide gözlenmiştir.şuan kullanılan ismi kırep’tir.
Coştar (Çöştür) : İyi veya kötü her işin önünde koşan, kendine iş arayan gösteriş düşkünü kimse. “Bak! Coştar gene ortada iş hallediyor.”
Curu: Tadı beğenilmeyecek kadar duru. “Anne ya, bu çorba çok curu olmuş.”
Cümbüzük: Her şeye ağlayan. “Bırak! Ona şaka yapılmaya gelmez. Cümbüzüğün tekidir. Hemen ağlar.”

-Ç-

Çalmaç:Mısır unundan yapılan yemek türü.Çorba.
Çalmak: Kenara çekilmek. “Veteriner, Ahmet’ten hayvanın poposunu kenara çalmasını istedi.”
Ça(ng)ılmak: Kafa üstü yere düşmek. “Kamyon köprüden aşağı dikdepe ça(ng)ıldı.”
Çarşak: Ayaklarını birbirine çarparak yürüyen insan veya hayvan
Çatkı: Gelin başına takılan kırmızı, yeşil renkli iki yazmanın örtülmesi.“Gelinin çatkısı bağlanırken annesi ağlıyor ve babası dışarıyı seyrediyordu.”
Çeşme: Musluk anlamında kullanılır. “Çeşmeyi ört de gel!”
Çıkma: Balkon anlamında kullanılır.
Çokmak: Köpeğin saldırması. “Köpekler üzerimize üzerimize çokuyorlardı.”
Çokratma: Kaynatılmış mısır ya da buğday, hedik.
Çördük: Küçük armut,bazı yörelerde yaban armududa denir.
Çörüş: Köy düğünlerinde konuklarla ilgilenen kimse, Konukbaşı.
Çöştür : (Bkz. Coştar)
Çulfa:Becerikli,iş bilen,eli işgören,

-D-

Dağnamak: Kınamak. “Dağnama, başına gelir.”
Da(ng)suğa gitmek: Yapılan işin acayip karşılanması ve kabul edilebilir olmaması. “Annesinin elini öpmek yerine kibar bir şekilde sıkması da(ng)suma gitti. Senin gitmedi mi?”
Daraba: Bahçenin sınırlarını belirleyen ve etrafını çeviren parmaklık. “Bahçeye girerken darabadan atlamışlar.”
Dasdingil: Gideceği yere gerekli hazırlığı yapmadan giden kimse. “Otele dasdingil gelmişim. Yanımda ne pijamalarım, ne de param var.” “Dasdingil pikniğe gitmişiz. Aç kaldık.”
Davgun: 1)Yaptığının cezasını gene kendisi çeken. “Davgunuma yapmasın. İşte böyle olur.” 2) Taun hastalığı, veba “Davgun bile yapışmaz.”
Değnekçi: Köy düğünlerinde düğünün önünde koşan, düğün öncüsü.
Depük: Tekme. “Depüğü yiyince yere serildi.”
Dığdığı:1) Kalbur altına geçecek kadar küçük pirinç parçaları veya kırıntıları. 2) Uzak akraba. “O mu? Çok uzaktan akraba. Dığdığının dığdığı.”
Dırga: Yapılan hiçbir işten memnun olmayan, sürekli sorun çıkaran kişi, oyunbozan. “İşi onun istediği gibi yapın. Gene dırgalık yapar, başımıza dert olur.”
Dilçuk: Dilin üzerinde çıkan, acılı, beyaz kabarcıklar. “Dilimde dilçuk çıkmış.”
Dilik: Dilinmiş olan, keskin bir aletle ayrılmış yer ya da şey. “Elbise dilik dilik olmuştu.”
Doğah: Camız (Kömüş) türü hayvanlara “dur” anlamındadır.
Do(ng)ra: Elin üstünde oluşan kabuklanmış kir. “Eli do(ng)radan çatlamıştı”
Dolu Pazarı: Kusur pazarlarından sonra kurulan pazarlar. (Bkz. Kusur Pazarı)
Dombu (Dombi): 1) Çam ağacından yapılan su kabı, Senek. Plastik su bidonları için de bu kelime kullanılmaktadır. 2) Çocuklar arasında çok şişman olanlar için kullanılır. “Bizim dombi geliyor, arkadaşlar!”
Durgutmak: Durdurmak “Onu yolda durguttum, nereye gittiğini sordum.”
Düşük: Her gördüğünü isteyen. “Çok düşük bir çocuk”
Düve:Büyük baş hayvanların dişisinin doğumdan gebeliğe kadar olan süreçteki adıdır.

-E-

Ebcük: Zurnanın ağza alınan ve üflenince ses veren kamıştan yapılmış parçası
Eci: Abla, kardeş “Aman ecim sen de!”
Ede-Göde: Çocuklar tarafından yapılan hem oyun ve hem de yağmur duasıdır. Çocuklar toplu halde ev ev dolaşarak pirinç, yağ ve tuz toplarlar. Topladıklarını ya pişirir ya da pişirttirerek yerler. Bu pilava Ede-Göde pilavı denir.
Eğşi:Elma,armut,pancar gibi meyvelerin posası çıkarılarak hazırlanan pekmez.
El atmak: Yardım etmek, tamir etmek “Arabaya bir el atta çalıştıralım”
Emi: “Tamam mı? Unutma!” anlamında tembih sözü. “Gidersen ona selamımı söyle emi.”
Ersün: Hamurları kesmeye yarayan, demirden yapılmış, ağzı geniş bir çeşit spatula.

-F-

Ferfene: Köylerde insanların bir araya toplanıp kebap yapıp, eğlenmesi.
Feşel: Daha çok küçük çocuklar için yerinde duramayan yaramaz arsız ama aynı zamanda sevimli. “Bak şu feşele! Gene ortalığı karıştırmış.”
Filke: Musluk.
Fişgen:Ağacın yeni çıkmakta veya çıkmış dalı.

-G-

Gadak: Kardeş, arkadaş.
Galdırgavşak: Çok gevşek, çok bol “Masa galdırgavşak olmuş”
Gapcuk (Kapcık) : 1)Mısırın bitkisinin dışındaki kabuk. “Mısırı kapcuklarından çıkarıp, birbirine bağladılar.” 2) İnsanları aşağılamak için kullanılan bir hakaret sözü. “Gapcukluk yaptı gene. Sinirlerim bozuldu.”
Gandil:Büyük ağaç parçası.“La mıstaa gandili gıy veremmi.”
Gayren: Etkili olmak, sözü geçmek. “Ona gayrenim geçer, beni kırmaz.”
Gavsa: Göğüs
Gavsa daralmak: Göğsü sıkışmak, bunalıma girmek. “O küçücük odada gavsam daraldı”
Gavşamak: Gevşemek “Sandalyenin ayakalrı iyice gavşadı”
Gavuç: Fıtık çıkması veya fıtığı çıkmış kimse. “Ahmet gavuç olmuş”
Gavucu çıkmak: Fıtık olmak.
Gem: Ekin demetini bağlamak için kullanılan gene ekinden yapılan ip.
: “Kız” kelimesinin kısaltılmış şeklidir, “Be” ünlemine yakın bir anlam ifade eder. “Öyle değil mi gı?”
Gınıkmak: Sıvı şeylerde yeteri miktara ulaşmak, kanıkmak. Genellikle “gınıkamamak” şeklinde olumsuzu kullanılır. “Yahu o kadar terlemişim ki; suyu içiyorum, içiyorum gınıkamıyorum. Tam beş bardak su içmişim.”
Gıy:Kıymak.
Godoş: Kendisini üstün gören, kendini eki sanan, kafası çalışmaya kimse. “Bak! Nasılda godoşlana godoşlana yürüyor.” “Seni böyle bırakır giderler işte, akıllı godoş!”
Godoşlanmak: Hindi gibi kabaran, kendini diğer insanlardan üstün gören kimsenin hal ve tavırları. “Baksana! Godoşlana godoşlana yürüyor.”
Godu: Hindi, ibi.
Gol: Helâ, Tuvalet.
Gopça:Düğme.“Ana gopcam goptu,dikivisene.”
Goğunsamak: Yanık kokusu olan. “Et sanki goğunsumuş.”
Göde: Kurbağa.
Gögercük (Gövercük) : 1)Ham, olgunlaşmamış meyve 2) Bitkilerin yeşermiş hali.
Gölbez: Köpek yavrusu. “Gölbez gibi bağırdı durdu, susturamadık.”
Göper: Tarlalarda veya arazide toplanmış taşların meydana getirdiği yığın.
Görebi: Dikenli çalıları kesmek amacıyla (Bu çalılar özellikle çit yapmakta kullanılır.) kullanılan ucu eğritilmiş bir çeşit kesici alet.
Gözlük: Bağdadi ve Kandil evlerde ocağın yanında bulunan küçük raflar.
Gudurak: Lades.
Gunnamak: Kedi için yavrulamak. “Bizim kedi dün gece gunnamış.”

-H-

Hapaz: Bir avuç dolusu. “Cebime hapaz hapaz leblebi koydu.”
Harhar : Çok büyük çuval.
Harpuçlamak : Bir şeyi avuç ve parmaklarını kullanarak ezmek. “Yemeği gene harpuçladı.”
Haya (He ya): “Öyle değil mi?” anlamında kullanılan bir ünlem. “Geçen gün gene buraya oturmuştuk. Haya?”
Hayat : Köylerde yaylımdan dönen hayvanların ahırlarına girmeden önce dinlendikleri üstü kapalı etrafı açık yapı.
Hel: Doğana verilen yöresel adtır.
Heleme : Özelliğini kaybedecek kadar birbirine karışmış olan. “Nasıl kaynattın, yemekteki patlıcanla pirinç heleme olmuş.”
Helkek : Helke.
Hepücük
Herkil: Yiyeceklerin muhafaza edilmesinde de kullanılan küçük ambar. “Yumurtaları herkile koymuştum, oradan alıver.”
Holpak : Geniş, bol. “Bebeğe elbisesi çok holpak geldi.”
Holtan: Çarıklara su ve çamurun sızmasını önlemek için konulan parça.
Hopan: İri, çok etli. “Hopan erik mübarek”
Hopur: Acuk denilen aşısız, yabani elmanın dilimlenerek pişirildikten sonra tiliz çuvalda sıkılarak posasından ayrılarak yapılan bir çeşit yiyecek.
Hortlu : Küçük ve bakıma muhtaçken annesi ve babası ölen çocuk. “Ha onlar mı? Daha beş günlük iken bir trafik kazasında hortlu kalmışlar.”
Höbelen: İlkbaharda çıkan ve yenilebilen bir mantar türü.
Hökümlü olmak : Müdaresiz ve gururlu olmak. “Baksana hökümlü hökümlü yürüyor.”
Höldür höldür : Çok bol. “Bu pantolonu giymem, baksana höldür höldür.”
Höldür höşek: Çok bol ve esas şeklini kaybetmiş olan eşya. “Şu halıya bak! Höldür höşek olmuş.”
Höşeltek:
Hölpüm: Bir yudum. “Bir hölpüm kahve bile vermedi.”
Hüşkü: Süprüntü, çöpe atılacak küçük şeyler. “Hüşküyü faraşa topladı ve çöp kutusuna yöneldi.”

-I-

Imırga: Körpe, taze. “Imırga salatalığı severim.”
Ingıldamak: Kımıldamak, konumundan hafifçe uzaklaşmak. “Bu adamı yerinden ıngıldatamıyoruz.”
Irıp: Düzenbazlık, aldatma işi.
Irıpçı: Düzenbaz, aldatıcı kişi. “O, ırıpçının biridir. Dikkatli ol.”

-İ-

İbi : Hindi.
İbik: Kenar, köşe, uç taraf. “Parmağı kopmuş, sadece derinin ibiği tutuyordu.”
İçitmek : Ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyvelerin içinin çıkartılması. “Cevizleri içittim mi?”
İlsinmek (Elsinmek): Yabancılama, yabancı sayma. “Beni hala ilsiniyor.”
İşşş! : Acıma ve beğenmeyi ifade eden bir hayret ünlemidir. “İşşş! Nasılda acıdan kıvranıyor. Yavrucak” “İşşş!Bu ne böyle ya! Mükemmel olmuş.”

-K-

Kabran:İnce tahtalardan bükülerek, silindir biçiminde yapılan kutu. “Bir kabran dolusu yağ aldım.”
Gadunum: oh gadunum, Gadunum Allahım. Beğenilen ve hoşa giden şeyler için kullanılan bir ünlemdir. “Oh kadunum! Ayranda bu sıcağa iyi gitti.”
Kâha: Kâha tavası denilen kenarı alçak, Genişçe tavanın içinde yağda kızartılarak yapılan içi boş hamur işi. “Canım isterse kâha yerim / Durur durur daha yerim.”
Kak: Elma, armut gibi meyveleri dörde bölünmüş parçalarından biri veya Diğer yiyeceklerde parça. “Bir kak elma versene” “Bir kak kuru ekmeği bana çok gördü.”
Kalan: Bitmemiş kısım, artık. “Kalan işimize bakalım.”
Kandil : Kalasları birbirine geçirmek suretiyle yapılan evlerde kullanılan her bir kalas.
Kandil Ev : Kalas Kalasların birbirine geçirilmesiyle kurulan ev.
Karaçanaklı: Yemek kapları ve tabakları pis olan aileye denir. “Onlar mı? Karaçanaklıdırlar.”
Karşıgeçe : Akarsuyun veya çukurun karşı tarafı. “Irmağın kenarına geldiğim zaman, babamın beni karşı geçede beklediğini farkettim.”
Kaş: Tepe.
Kavurga (Gavurga): Mısırın ateşte patlamış hali
Gazuk olmak : Hiçbir yere yakışmayan, hep ortada kalan için kullanılır. “O mu? Bırak! Hiçbir işe yaramaz kazığın (Gazuğun) tekidir.”
Kesmük: Burunda kurumuş sert sümük parçası. “Elinde burnundan çıkardığı kesmüğü ile oynuyordu.”
Kelik : Tarlaların kenarlarına tarlayı beklemek veya çalıştıktan sonra dinlenmek için ahşap malzeme kullanılarak yerden yüksek olarak inşa edilen kullanılışına göre bazen üç tarafı da kapalı, bazen sadece çatısı kapalı olarak yapılan baraka.
Kerme: Hayvanların gübresine verilen isim.
Keşen: Çeltik bitkisinin ekilmesinden önce suyla dolu tarlanın karıştırıp bulamaç haline getirilmesini sağlayan (Çeltik bu suyun durulmasında sonra ekilir.) hayvan veya traktörle çekilen ağaçtan yapılmış tarak biçiminde dişli araç.
Keşen çekmek: Keşenle çeltik ekilecek tarlayı bulamaç haline getirmek.
Kete : Düğünlerde takı dışında getirilen hediyeler. “Düğün evine kete götürdün mü?”
Kete Çıkarmak : Düğünde düğün evine götürülen takı dışındaki hediyeler.
Kevük: Mutfaklarda kullanılan çatal türü bir alet. Dalları aşağı çekmek için kullanılan ucu “V” şeklinde olan sopa.
Kevük kesmek: Donacak kadar üşümek. “Dün gece soğuktan kevük kestim.”
Kırık : Eşek yavrusu.
Kıtırpiyos : Adi, Cimri “Bırak şu kıtırpiyosu. Bizi onunla uğraştırma”
Kiren: Kızılcık ağacı ve meyvası.
Klemşe:
Konat (Konak): Köylerde düğüne dışarıdan gelen erkeklere ayrılan evlere düğü süresince verilen isim.
Konuşuk : Konuşma
Koyuk: Hoş, hoşa giden. “Davulun sesi uzaktan koyuk gelir.”
Kovuz: Bir ölçek birimidir.’Bir kabı bugday dolduruken ağzında kalan bir parmak boşluğa denir.
Kölek (Bükelek, Cız tutmak): Özellikle yaz aylarında büyükbaş hayvanları ısırarak onları rahatsız eden ve onlardan kolay kolay ayrılmayan irice bir sinek türü. “Koş!İnekleri kölek tuttu. Hepsi bir tarafa dağıldı.”
Kömüş : Camız, manda.
Kumpiri: Patates.
Kunnamak (Bak: Gunnamak)
Kupay: Bir cins av köpeği
Kuruluk : Mahsulun kuruması için üstü kapalı, etrafı ehemmiyetsizce çevrili yer.
Kusur Pazarı: Bayramlardan sonra kurulan pazar.
Kül Temeği : Kandil evlerde kül dökmek amacıyla evin arkasında bulunan pencere.
Küntüre : Akarsuların toprağı yememesi için ırmak kenarlarına ağaç dalları ve taşlar yardımıyla kurulan barikat, set.
Kürük: Burnu kısa insan veya ucu kısa olan eşya. “Kürük burunlu çocuk.” “Kürük kazma”
Küt : 1) Ucu sivri veya keskin olmayan “Bu bıçağın ucu küt.” 2)Belden aşağısı tutmayan kimse. “Küt cemal gene ellerine girdiği terliklerle yavaş yavaş sürünerek geliyordu.”

-M-

Mada: İştah, yeme isteği. “Lütfen üsteleme, adam almıyor.”
Me: “Al” anlamında bir söz. “Me, al kitabını”
Meh: Evcil eti yenilebilen hayvanların çağırılma sözüdür. “Meh, meh… Gel Sarıkız’ım gel.”
Meksetmek: Bekletmek. Birini işinden alıkoymak. “Kusura kalma, seni meksettim.”
Mengül: Bilezik
Mındak: Kedi yavrusu
Mintan: Birman bezi ile dikilmiş gömlek.“Gız mintanın sıkı güzelmiş.”
Motor: Traktör “Motor, neredeyse çocuğu ezip geçecekti”

-O-

Oklağaç: Oklava
Ot kabartan: Küçük taneli zarar vermeyen dolu. Buna ebem bulguru da denir.

-Ö-

Öllü(ng)körü : “Elinin körü” ifadesinin halk dilinde kullanılışı “Şuna bak bana öllü(ng)körü der gibi bakıyor”
Ötegeçe : Akarsuyun veya çukurun karşı tarafı. “Sen ötegeçede ben bu geçede kalakaldık.”

-P-

Pezü: Hamur yassıağaçta açılmadan önce küçük hamur topları şekline getirilmesi. “Üç pezülük hamur kaldı.”
Pı(ng)kılpıs: Bulgur ufağının suda kaynatılarak, içine tuz, soğan ve yağ konularak yapılan bir çeşit yemek.
Pıta : Genellikle beyaz (az da sarı ve siyah olarak kullanılan renkleri de mevcuttur) kumaş üzerine siyah renkli baskı ile yapılan ve kadınların başların örtmekte kullandıkları 120’ye 120 örtü.
Pinnik: Kümes. “Tavukları pinniğe koydum.”

-S-

Sadır: Hayvan sidiği. “Sizin dam çok sadırlı.”
Saf: Ahmak, uyuşuk. “A benim saf oğlum”
Sa(ng)sak : Saksağan
Sarsuk : Hareketleri dengeli olmayan, akıl ve hareket olarak insani dengesini kaybetmiş gibi davranan. “Sarsuk sarsuk yürüyor ve sarsuk sarsuk etrafa bakıyordu”
Sepken: Dolu. “Sepken tarlayı ezmiş, geçmiş.”
Serit : Sırık kebabı yapılırken bir vasıtasıyla pişen etten toplanan yağ.
Sergen: Dolap,raf.
Seyisana: Bazı köylerde, düğünlerde zahire götüren erkek.
Sığınamamak : Çok yiyerek rahatsız olmak. “O kadar çok yemişim ki sığınamıyorum”
Sıvatlık : Köylerde su kenarına çamaşır yıkamak için yapılan etrafı örülü üstü açık mekan
Sile: Herhangi bir tahıl ölçeğini fazlaca tahıl ile doldurduktan sonra kenar hizasından elle veya bir aletle fazlalıkların alınmasıdır. “Biz buğdayı silme koyarız.”
Sivrik: Topraktan yeni çıkan tahıl yeşilliği.
Sofa:Evin boş alanı,hol antre.“Sen sofaya çık geliyom.”
Soyğun: Ölünün üzerinden çıkarılan giysiler.
Su tutmak : Suyu akarsudan su kanalına aktarmak veya tarlayı sulamak. “Yarı ırmağa su tutmaya gidiyoruz.” “Tarlaya su tuttun mu?”
Sürgeç: 1) Bulaşık yıkanırken kiri çıkarmak için kullanılan bez, el bezi 2) Bişiyi sütle ıslamak için kullanılan ucu bezli çubuk.
Süyen: Bahçe veya tarlaların etrafına çakılan sivri kazık.

-Ş-

Şambal: 1)Yuvarlak ve elips şekillerinin gerçek şeklinde olmaması “Şambal bir daire olmuş” 2) Kafatasının simetriği olmayan kimse.
Şambili
Şellepçi: Yaptığı işi baştan savma yapan, hileli yapan veya hilesini gizleyen kimse için kullanılır. “O, şellepçinin yaptığı sandalyede oturulmaz, ya bozulur, ya da kırılır.”
Şibi : Ördek yavrusu.
Şibidik : Ayağa giyilen çok dar ve kısa giysinin görünüşü. “Şibi (Ördek yavrusu)’nin bacağı gibi” anlamında kullanılır.
Şilepe: Yemiş ve tatlıların bıraktıkları yapışkansı leke. “Ellerin şilepe olmuş, bir yere dokunman onları yıkayalım.”
Şişkin: Şımarık, kendini beğenmiş kimse. “O mu? Sakına! Şişkinin biridir.”

-T-

Taslık : Eski ev odalarında dolabın yanında veya tavana yakın yapılmış raf ya da raflar.
Tehne : Tenha. “Tehne bir sokağa girmiştim, çok korkuyordum.”
Teltük : El becerisi iyi olmayan, her şeyi elinden düşüren, kırıp, döken. “Teltük teltük hareketleri var.”
Tepecik : Ekin halindeki buğdayın yığın hali.
Tetmek: Kurumuş bir şeyin düşmesi veya asılı olan bir şeyin yerinden kurtulması. “Bir baktım ki, ceket tetmiş yere düşmüş. Hemen yerden aldım”
Tırnakçı : İki kişiyi birbirine düşüren
Tırsmak : Korkudan yapacağı işten vazgeçmek, geri dönmek. “Üzerine yürüyünce nasıl tırstı, gördün mü?”
Tiliz : Kendir lifinden yapılmış çuval.
Tiril: Kesin. “Senden tiril söz istiyorum.”
Tiril tiril olmak : Çok ince olmak. “Yufka tiril tiril olmuş.”
Tomoşo : Birinin üzerindeki giysinin katlanarak, buruşuk hale gelmesi. “Şu üstündekilere bak! Tomoşo olmuş.”
Toruş: Bir kağnıyı çekmeyen camızlara yardım amacıyla getirilen camızlara verilen ad.
Tot: Silindirik bazende dairesel yapılı cisimlerin genel adı.
Tot çevirme: Bildiğimiz çocuk oyuncaklarından topaç yerine kullanılan isim.
Tuzdağın olmak : Tuz taneleri kadar küçük parçalara bölünerek dağılmak. “Şekerlik çocuğun elinden düşünce tuzdağın oluverdi. Her parçası bir yere dağılmıştı..”

-U-

Ustun: Çatı inşaatında aşık adı verilen ağaçların en üstüne konulan aşık ağacı.
Uymak : Sataşmak, kavga etmek. “Ama önce o bana uydu.”

-V-

Varivi: Yürü git anlamında bir kelime. “Varivi. Varivi. İşini gör de gel.”
Vidik: Köpek yavruları bu sözcükle çağrılır.
Viriyy (Vriyy): Şaşkınlık, hayret bildiren bir ünlem. “Viriyy !.. Başıma gelene bak.”

-Y-

Yantiri (Yantirik, yantiriş): Yan yan veya bir ayağı kısa olan kimsenin yürüyüşü. “Şuna bak! Yantiri yantiri gene bir yerlere gidiyor.”
Yapaz: Boynuzları arkaya doğra yatmış olan büyükbaş hayvan
Yanuç : Yengeç.
Yama: Yamaç,yokuş.
Yapışmak: El ile tutmak. “Çuvalı sırtıma koyacağım, kenarından yapışıver.”
Yapuklu : Saçı taranamayacak kadar çok karışmış olan
Yarınsı gün : Bir sonraki gün “Haberi aldığımız günün yarınsı günü yola çıktık.”
Yarsımak: İmrenmek, nazar etmeden kendisinin de olsun istemek. “Ne güzel dantel, yarsıdım”
Yaslağaç : Üzerin de hamur açılan dört ayaklı, yuvarlak yassı tahta, Yastığaç.
Yazmak : Yaslalağaçta hamur açma işi. “Kız bu yaslağaçta ne güzel hamur yazılıyor.”
Yazım ekmeği : Pişirilen yufkaların kuru olarak muhafaza edilmesi ve tüketileceği zaman ıslanarak yemeğe hazırlanması şeklinde kullanılan ekmek.
Yedek : Genellikle kahvehanelerde çay suyunu kaynatmakta kullanılan küçük su tankı. “Yedek yavaş yavaş kaynıyor ve demliklerin yanından buharlar çıkıyordu.”
Yeğnişek : Oldukça hafif, yeğin. “Bu çuval yeğnişek. Çocuk bile taşır.”
Yelepmek: Bir şeyin rüzgarda dalgalanması. “Çarşaf rüzgarda aşağı yukarı yelepiyordu.”
Yerişmek : Sonradan diğerlerine ulaşmak. “Siz gidin ben size yerişirim.”
Yılankırkan : Çok cimri kimse. “O yılankırkanın biridir.”
Yişek (Yeğnişek): Hafif “Oğlum sen de amma yişeksin.”
Yiygü: Yenilecek şeyler.
Yoka : Sığ, derin olmayan. “Suya baktım su çok yokaydı”
Yunmak:yıkamak,yıkanmak.
Yuvalak : Çeltiği kabuğundan ayırmak amacıyla harmanlarda kömüş(camız)lere bağlanarak çeltik üzerinde gezdirilen büyük ahşap silindir. Şekli hamur merdanesine benzer.

-Z-

Zeklenmek : Karşısındaki insanın sözü ve davranışı ile alay etmek veya espri yapmak,

zevklenmek. “Benimle zekleniyorsunuz. Bir gün ben de sizinle zeklenirim.”

Zehmeri:Kış ayının başlangıcı,aralık ayı.“Zehmeri girdi,havalar soğudu“
Zevle:Sabana,kağnı arabası v.b gibi araçlara koşulucak hayvan için meşe ağacından yapılmış boynuna takılan boyunduruk.
Zımzık: Yumruk. “Zımzığını tepsiye vurunca, sofra devrildi.”
Zıvala: Yufka ekmek açılırken kesilen bir ekmeklik hamur, pezu
Jun
01

Yakupköy, Amasya ilinin Merzifon ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Yakup köyünün adının kaynağı ve tarihi: Türk Dili ve edebiyatı Öğretmeni, Milli Eğitim Şube Müdürü Seyfettin Ceylan’ın 09.08.2007
tarihli araştırmasından:Yakup Köyü, Yakup adında bir kişinin adından gelir. Köyün kurucusu da bu kişidir.Yörede “Yaap Köyü” olarak bilinir ve böyle söylenir. Köyün içinde Yaap Dede tekkesi günümüzde de var. Bu tekkede bir yatır bulunur. Bu yatır, köyün içindeki Taşbadal denilen mevkiiden yaklaşık yüz yıl önce bugünkü yerine getirilmiştir. 1950′li yıllarda da bu yatırın üzeri tek gözlü bir yapı ile kapatılarak bugünkü haline getirilmiştir. Son yıllarda buranın tekeşinliğini Kevser Abla yapmaktadır(Kevser Yılmaz).

Yakup’un 1400 ile 1500′lü yıllarda yaşadığı kesindir. Çünkü Yakup’un büyük ağabeyi Hasan Hayrettin, küçük kardeşinin adı da İl Emin’dir. İl Emin yöremizde zaman içinde değişerek “ilemi” olmuştur. Bu üç kardeşin adıyla kayıtlara geçmiş üç köy bugün hale vardır. Bu köylerin birbirine uzaklıkları ikişer üçer kilometredir. Yakup Köyü, yöresinde merkezi köy durumundadır.

Yakup’un, Hayrettin’in ve İl Emin’in babası: Merzifonlu Atüfi Hayrettin Hızır’dır. Bu zat da 2.Beyazıt ve Yavuz döneminde yaşamış; tıp alanında da bazı eserler vermiştir. Amasya Valiliğinde bulunan 2.Beyazıt’a “Hıfzıl Ebdan” (Bedenlerin korunması) adlı bir eseri ithaf eder. 2. Beyazıt Padişah olunca da Hayrettin Hızır’ı İstanbul’a medreseye başöğretmen olarak aldırır. Yavuz döneminde bu görevinden ayrıldığı ve okutmanlığa başladığı görülür. Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilen zatın İstanbul’daki kütüphanelerde 12 eseri olduğu belirtilir.

Merzifonlu Atufi Hayrettin Hızır’ın Gelgiraslı olduğu ve bugünkü Hayrettin, Yakup ve İlemi (sazlıca) köylerinin yerinin
Beyazıt döneminde çiftlik olarak verildiği rivayet edilir. İşte bu çiftlik daha sonra çocukları arasında bölüşülür ve üç köy ortaya çıkar.

1530 tarihinde Yakup Karyesi’nin bir tımar mülkü olduğu geçmektedir.

Zaman içinde köye İnegöl ve Taşan Dağlarındaki türkmenler yerleşerek nüfusu artırır. Köyde Oğuzların eymür, çepni, bayındır, kınık boyuna ait sülaleler olduğu sanılıyor. ‘Düver’ diye de bir mevkii adı var. Bura ekinlik.

Merzifonlu Hayrettin Hızır’ın babasının adı: Mahmut’tur.

Köyün 600 yıllık bir tarihi vardır. Seyfettin Ceylan 09.08.2007

Kültür

Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
YAKUP KÖYÜNÜN GELENEKLERİ: Köyümüzde,Hak yani emeğin karşılığı; Keşik, yani sıra(randevü) konusunda; Düğünler, Bayramlar, cenaze törenleri, cemler ve kurbanlar konusunda birçok özgün gelenek ve görenek göze çarpar.Bu konuları anlatmak sayfalarca yer tutar. ben burada düğünlerde geçen “YANUCCU” YU AÇIKLAMAK İSTİYORUM.
YANUCCU(YANUTÇU): Gelin olacak kızın varsa erkek kardeşi veya ağabeyi, erkek kardeşi veya ağabeyi yoksa yakın akrabalarından biri başta olmak üzere beş altı kişiden oluşan ve düğünün ikinci gününde damadın damatlıklarını bir heybe veya bavul içinde getiren kızın yakınlarını temsil eden topluluk. Düğünün birinci gününde erkek evinden kız evine giden çeyizcilere ikinci gün kız evinden gelen cevap anlamına gelir. yani birinci gün yanlardan biri olan erkek evinin attığı adıma yine yanlardan birisi olan kız evince atılan adım. Bunlar soran ve yanıtlayandır. İkinci gün damadın damatlıklarını getirenler “Yanıtçı”dir. Bu yapılan iş de yanıtdır. -çu addan ad yapım ekindeki “ç” sesi söyleyiş kolaylığından “yanıt” sözcüğündeki “t” sesini kendine benzetmiştir. Böylelikle bu söyleyiş bizim köyde ve yöredeki köylerde yanuççu olarak söylenerek sürüp gitmektedir. İşte üzerinde dilbilimcilerce çok tartışılan yanıt sözü bizim oralarda düğünlerde de olsa kullanılır. Türkçe bir sözcüktür. Büyük olasılıkla eski atalarımızın söyleyişleri, bu eski gelenekler içinde saklı kalarak günümüze kadar gelmiştir. Gönül rahatlığı ve usa yatma rahatlığı ile yanıt sözcüğünü cevap yerine kullahabilir. Yanuççuluk ciddi bir iştir. yanıt vermek de ciddidir; çünkü bir sınavdan geçilmektedir.
YEMEKLER: sadece isimlerini sayacağım. keşkek, yahni, toyga çorbası, çatal aş, yavan aş, mantı, bamyalı, mıhlama, helle,…
EKMEKLER: somun, saçekmeği, saçüstü, burmalıçörek, külcük, yanuç, pezü, bişi, pide çeşitleri,… 15.10.2007 seyfettin ceylan’ın araştırması.

Coğrafya

Amasya iline 52 km, Merzifon ilçesine 8 km uzaklıktadır.
yakup köyü merzifon ovasının güneybatı yönünde, hafif bir yamaçta kurulmuştur.Topraklarının çoğu düzlüklerde bu ovanın içinde kalır. Köyün güneyinde Kıreymir, güneybatısında Çamlıca, Batısında Hacat ve Karacakaya ile Alıcık; Kuzeyinde karatepe, Kuzeydoğusunda Hayrettin; tam doğusunda Uzunyazı ve güneydoğu yönünde de Oymak köyleri bulunur.
bu alan içindeki köyümüzün güneyinde yenice deresi, kuzeyinden de alıcık çayı ve ırmak geçer. Bu dere ve çaylar çok bir su taşımaz. Mevsimine göre seller gittiği de olur.
Kır denilen topraklarda tepeler ve tepe diplerinde dar vadiler uzanır. Köyün kuzeyi ve oğusu genelde düz topraklardır.
Bitki örtüsü genelde tarlalarda yetişen kültür bitkileridir. Tarla kıyılarında ve dere kıyılarında söğüt, kavak, iğde ağaçları; Bağlar mevkiinde yoğun olmak üzere meyvelikler de bulunmaktadır.
kırlarda bozlar, buralarda geven, yavşan ve kekik birlikleri görülür.
düz yataklarda da meralar yer almaktadır.15.10.2007 seyfettin ceylan

İklim

Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir.

yakup köyü, coğrafi konum itibariyle Orta karadeniz’in iç kesimlerinde yer alır. Köyde ve bölgesinde genellikle karasal iklim hüküm sürer. yazları kurak ve sıcak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Son yıllarda kar yağışı oldukça azalmıştır. Baharları yağan yağmurların azaldığı da yaşlılar tarafından dile getirilir. Köyün sağlam bir havası vardır. Soğuğu adamı hasta etmez. Yakup Köyü az yağışlı bölgelerde yer alır. Yıllık düşen yağış miktarı: 350-500mm’dir.
karadeniz kıyı boyu ile karadeniz iç bölgeleri iklimlerinin arasında, bir geçiş iklim özelliği gösterir. Yağış çoğunlukla ilkbahar sonlarındadır. Yazları kuraktır.
YAZ MEVSİMİ GÖZLEMLERİMDE POYRAZ: Sanki rüzgar dolu zamanlar/öğleni geçe başlar çoğu kere, sabahları bile estiği olur/ikindileri, akşamları toz kaldıran poyrazlar savrulur Tekkeninboynu7nda/öte taraftan kavaklar, söğütler bir şarkıya durur, ta gece yarılarına… ve evlerin camlarından dolar sağlam havası Yakup Köyü’nün.
BULUTLARA DAİR GÖZLEMİM: Bulutlar bazı günler dev gibi, kara kara, yuvarlanarak bir yere çarpacakmış gibi geçer, bazı günler de pamuk gibi salkım salkım gezer göklerde…
SON YAZ VE EYLÜL: tarla kıyılarındaki iğdeleri, söğütleri ve kavakları çalarak son anızlar da yandı/biçerler çok buğday dökmüş orakta/yanık ekmek kokusu gibi savruldu anızların dumanı/…soğanlar hak edildi/ayçiçeği kökleri yolundu/sarı sarı ayvalar uzak dallarında, şimdi çocukların taşına nişandır/iğde dallarında ağzı saran bir tat/
İKLİMİN ORALARDA GÖSTERDİĞİ BAZI DOĞA OLAYLARI: mürdümük: doluya mürdümük denir.
çiğ:hava poyrazdan estiğinde her gece düşebilir. Mahsüle iyi gelir. “iki çiğ bir yağmura karşılıktır”
kırağı:on beş eylül kırağı zamanıdır olup tehlike arz eder. Bahçe ürünleri zarar görür.
Ayaz çalmış: kırağı çalmış demek.
Gündönümü: Dolu, fırtına ve aşırı yağmur yağması şeklinde bir afet olur.
Gün yağmuru: kırkikindi demek. Köyde güneş yağmuru da denilir.
Ebemkuşağı: ineğimsağma da denir.16.10.2007 seyfettin ceylan7ın araştırması.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 611
1997 555
17 Haziran 2007 tespitlerine göre:433'dür.7-Köyümüzde Nüfus ve Nüfusun Özellikleri

Bin dokuz yüz yetmişli yıllarda: yüz yirmi ev ve dokuz yüz otuz nüfus vardı.
Muhtarlığın 17 Haziran 2006 tarihinde “Konutta Oturanların Tespiti” belgelerine göre: 1926 ile1940 arası doğumluların nüfusu yani 80 ile 66 yaş arasında 57 kişi,
1940 ile 1955 arası doğumluların nüfusu yani 67 ile 51 yaş arasında 81 kişi,
1956 ile 1970 arası doğumluların nüfusu yani 50 ile 36 yaş arasında 103 kişi,
1971 ile 1991 arası doğumluların nüfusu yani 35 ile 15 yaş arasında 119 kişi,
1992 ile 2006 arası doğumluların nüfusu yani 14 ile 0 yaş arasında 73 kişi bulunmaktadır.
Toplam nüfus: 433’tür. Bunun 224’ü kadın, 209’u erkektir.
En çok yaşayan kaçına kadar yaşıyor? Köyümüzde 100 yaşından fazla yaşayanlar olmuştur. Kamile Yiğit ve Hatice Çelik’in yüz on yaşına kadar yaşadıkları dile getirilir.
Alan ve nüfus büyüklüğü, köyün 17 bin dönüm arazisi vardır.(14) Bu arazinin 13 ila 14 bin dönümü köyde oturan halka aittir. 2000 yılı sayımlarına göre köyde 611 kişi yaşamaktadır. 1997 sayımlarında köyümüzde yaşayan kişi sayısı da 555’dir.(22) Yerelnet, Alan ve köyde yaşan kişi sayısına bakıldığında; 23 dönüme bir insan düştüğü görülür. Nüfus sıklığını, köyün arazisini dört kilometrekareye dört kilometrekare olarak düşündüğümüzde kilometrekareye 50 ila 60 kişi düştüğünü görürüz. Bu da köyümüzün seyrek nüfuslu bölgelerde olduğunu gösterir.
Bağımlı nüfus, 14 yaşa kadar ve ortalama 65 yaşın üzerindekiler bağımlı nüfusu oluşturmaktadır. Köyde, 13–14 yaşlarında çocuklar, tam anlamıyla olmasa da üretime katılır. Yine köyde 70 yaşına kadar çalışan erkek ve kadın nüfus kısmen söz konusudur.
Ortalama insan ömrü 70 yaş civarındadır.
Köyde yüz yaştan fazla yaşayanlar olduğu söylenir. Ali Ekberlerden Hanik Ebe’nin 100 yaşından çok yaşadığı ve torunun torununu gördüğü söylenir.
Nüfusun okuma oranı, eğitim durumu, okuyanlar, mesleklere göre dağılım ve halkın belli başlı uğraş alanları:
Köyümüzde okuma yazma bilmeyen yoktur. Nüfusun % 95 ‘i ilkokula gitmiştir. İlkokula gitmeyenler de 80’li yıllardan sonra açılan okuma yazma kurslarında okuma ve yazma öğrenmişlerdir. Şu an çocukların okula gönderilmemesi gibi bir durum köyümüzde söz konusu değildir. Hatta bu yaklaşım ta 70’li yıllarda da vardı. Köyümüz, çocuklarının okuması taraftarıdır.
Yüksek okul ve fakülte mezunu 15–20 kişi vardır.
Köye ilkokul 1929 tarihinde yapılmıştır. Öğrenci sayısı son yıllarda azaldığından ve sekiz yıllık temel eğitim uygulamasının 1997 yılında yaşama geçmesinden birleştirilmiş sınıflı eğitim uygulaması ile Yakup Köyü İlköğretim Okulu eğitim ve öğretime otuz kırk öğrenci ve iki öğretmenle devam etmektedir.

Mesleklere Göre Dağılım
Subaylar:
Ali TAŞTEKİN, harbiye mezunu, kurmay albaylıktan 1992 yılında emekli olmuştur.
Cemal ÇOBAN, harbiye mezunu, kurmay Albaylıktan 1997 yılında emekli oldu.
Halil ÇELİK, fakültenin matematik bölümü mezunu, görevde; yükselmeye devam ediyor.
Astsubaylar:
Muharrem ÜNLÜ, Muharrem VURAL, Cemal KARTAL, Hasan YILMAZ, Halil YİĞİT, İrfan PEKTAŞ, Hasan YİĞİT, Seyfullah ÇELİK, Ali ÇELİK, Mustafa KAVUNCU, Tamer KAVUNCU, Suat ÇEVİK, Bayram YİĞİT, Sabri YİĞİT, Cemal KAYNAK, Hüseyin KURT, Talip KURT, Ferhat HÖKELEK, Cem ÜNALDI, Ali KÖMÜRCÜ, Suat YILMAZ, Haydar YILMAZ, Murat YILMAZ, Muhittin DOĞAN, Mehmet DOĞAN, UZMANLAR: Ahmet YILMAZ, Hakan BAL, Halil BAL, Müseyip KURT, Engin YİĞİT, Zafer TÜRKER, Özdemir ÖZTÜRK, Talip KURT (Astsubayların bir kısmı emekli olmuştur.)

Polisler:
Sabahattin ALGIN, Muharrem YİĞİT, Haydar YILMAZ, Ahmet KURT

Mühendisler:
Naci PEKTAŞ, Ali Rıza ÖZTÜRK, Alparslan PEKTAŞ, Ender BAL.

Doktorlar:
Cengiz PEKTAŞ

Sağlıkçı-Hemşireler:
Zerrin DOĞAN, Nazmiye YİĞİT, Zahide KARADAĞ, Ruhiye KAYNAK, Hatice ÜNALDI, Satı YILMAZ, Fatma MAYDA, Esin MAYDA, Ebru KAVUNCU, Oya YILMAZ, Pınar KARADAĞ, Fatma ACAR, Mihriban CEYLAN, Derya ÇEVİK, … daha adı tespit edilememiş sağlıkçı ve hemşire olmuş ve okulunda okuyan gençlerin olduğunu düşünüyorum. Yeni yetişen gençleri tanımadığımız için isimlerini tespit etmek zor oluyor.

Öğretmenler:
Halil BÜLBÜL, Köy Enstitü mezunudur, köyün ilk okuyanlarındandır. Halil Bülbül, 1944’te Akpınar Köy Enstitüsüne girer 1949–1950 eğitim ve öğretim yılında öğretmen olur. İmamoğullarındandır, babasının adı: Arif.
İsmet ÇEVİK (İlköğretim okulu müdürlüğü yapmıştır. Sınıf öğretmeni), Ahmet ÇEVİK(sınıf öğretmeni), Alaattin YILMAZ(sınıf öğretmeni), Seyfettin CEYLAN(Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni, Ortaokul ve İlköğretim Okullarında Türkçe dersleri ve Lise, Süper Lise ve Anadolu Lisesinde Edebiyat dersleri öğretmeni; Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Kurucu Müdürlüğü, Milli Eğitim Şube Müdürlüğü, altı ay kadar vekâleten İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü), Bayram YİĞİT (Teknik Öğretmen, öğretmenlikte bir süre çalıştıktan sonra TOFAŞ’A teknik adam olarak geçti.) Ruhiye KÖMÜRCÜ (Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni), Tamer YİĞİT, Bahadır ÇEVİK(Coğrafya Öğretmeni), Aşur ÇEVİK(Fen Bilgisi) Tülay YİĞİT(Sınıf Öğretmeni), Özkan ÖZTÜRK(Matematik) Gönül ÖZTÜRK (Biyoloji Öğretmenliği mezunu) Asiye Çulha resim öğretmenliğinde okuyor. Celal KARTAL(Merzifon Lisesi Emekli Memurlarından), Selahattin ÖZTÜRK(Merzifon Lisesi Emekli Hizmetli)

Doktora Yapanlar:
Nazan YİĞİT, siyasal bilgiler mezunu, bu alanda doktora yapmaktadır. Cem ÇEVİK,turizm üzerine yüksek lisans yapmaktadır.

Teknisyenler:
Ali YİĞİT, ziraat üzerine yüksek okul bitirmiş ve ziraat teknisyenidir. Haydar ÇEVİK, Oktay ÇEVİK,Mecnun SEL sanayi alanında,teknik adam olmuşlardır.

Belediye Başkanları:
Zeki HÖKELEK (Amasya Valiliği’nde Özel Kalem Müdürlüğü de yapmıştır.)

Okul Müdürleri:
İsmet ÇEVİK

Banka Müdürleri:
Mahir HÖKELEK (köyün ilk memurlarından) Ferit TOPLU, Kemal ÇEVİK,

Sigortacılar:
Çağlar SEL

Çalgıcılar:
Öcal TÜRKER, Merzifon Belediyesi Bando Takımında görev yapmıştır.

Mehmet TOPLU (Rahmetli, Kabadayı lakabıyla tanınırdı.) köyün ve civar köylerin davulculuğunu yapmıştır.

Dursun YILMAZ (Rahmetli, Zorman lakabıyla anılırdı. Uzun yıllar köyün sığırtmaçlık görevini de yürütmüştür.) Zurnacıdır. Düğünleri zurnasıyla şenlendirmiştir. Ali KURT zurnacıdır.
Dursun KILIÇASLAN, düğünlerde çalgıcılık yapmıştır.
Hasan YEŞİLYURT, bizim gençliğimizin müthiş davulcusu ve darbukatörüdür. (Rahmetli, Gıcık Hasan lakabıyla tanınırdı.) Düğünlere renk katardı.
Salim SEL, klarnetçidir. Genellikle Gıcık Hasanla düğünlerde çalardı.
Kasım GÖÇERİ, davulcudur.
Mehmet KURT(Paşa) namıyla bilinir. Davulcudur. Şaka kaldıran alçak gönüllü bir adamdır.

Tamirciler:

Haşim BAL, bir dönemler tek tamircilikten geçimini sağlayan, köyümüzün sanayi alanında ilk ustası. Traktör motorları bakım ustasıdır. Şu an bu mesleğini icra etmemektedir. Fakat uğraştığı işler hep ustalığın türevleridir.

Vahit YILMAZ, Marangozdur. Merzifon’da dükkânı vardır. Bu işle geçinir.
Yusuf YILMAZ, tornacıdır. Merzifon’da dükkânı vardır. Bu işle geçinir.
Salih YİĞİT, su tesisatçısıdır. Merzifon’da dükkânı vardır. Kasım Yiğit’in çocuklarından Hüseyin YİĞİT de terzidir. Merzifon’da dükkânı vardır.
Ergani PEKTAŞ, kaportacıdır. Merzifon’da dükkânı vardır.
Gazi PEKTAŞ, kaportacıdır. Köyde çiftçilikle uğraşmaktadır.
Nadir SEL, su tesisatçısı.İstanbul’da mesleğini icra etmektedir.
Berberler:
İbrahim ÇEVİK, evlerde berberlik mesleğini bir zamanlar icra etmiştir. İbrahim Çevik’in babası Ahmet Çevik ve Memiş Kömürcü de köyün evlerinde ve tarlalarında berberlik mesleğini bir zamanlar icra etmiştir.
Kadir ÜNALDI mesleğini yürütmek üzere köye ilk berber dükkânını açan berberdir.
İsmail ACAR, rahmetli, berberlik mesleğini yürütmek için köyde ikinci berber dükkânı açan berberdir.
Ali Rıza TÜRKER ve Aytekin TÜRKER Merzifon’da berber dükkânları vardır.

Ustalar:
Durmuş ERDOĞDU,
Ahmet ÇEVİK (Rahmetli, Kel Ahmet lakabıyla bilinirdi.)
Ahmet ÇEVİK. (Rahmetli, Pala Ahmet ve Türkmen Ahmet lakabıyla bilinirdi.)
Halil İbrahim SEVER. Bunlar bilinen yapı ustalarıdır.
Satılmış YEŞİLYURT çatı ve inşaat ustası.
Adnan ÖZTÜRK çatı ve inşaat ustası. Görenekten kendini yetiştirmiştir. Meraklı bir ustadır.

Çiftçiler:
Köy halkının yüzde doksan yedisi çiftçidir. Köyümüzde örnek, çalışkan ve girişimci çiftçiler vardır.

Sucular:
Köyün bilinen sucuları, Rahmetli İsmail ÇULHA, Kamil YILMAZ bir başladı mı günlerce tarlalarda su sularlarmış. Birkaç günlük sulama işini herkes yapar, köylü olup da sulama işini bilmeyen pek yoktur. Burada belirtilenler, suculuğu meslek haline getirmiş insanlardır. Başka köylere de parayla sulama işlerine giden insanlardır.

Değirmenciler:
Ahmet YİĞİT, Bayram YİĞİT, Hüseyin YİĞİT, Salih YİĞİT.

Minibüsçüler:
Satılmış BAL, 1972–1973.
İbrahim ÇEVİK, 1974’den sonra.
Salim SEL, 1970-1980’li yıllar.
Hayrettinli Ali, 1970-1980’li yıllar.
Hayrettinli Nail, 1970’li yıllar.
Burhan ÇALIŞKAN, Bahri ÇALIŞKAN ve Cemal KARADAĞ da İstanbul’da öğrenci taşımacılığı yaparlar.
Şefik TURAN 1970’li ve 1980’li yıllarda taksicilik.
Nazım TÜRKER, 1980’li ve 2000’li yıllar.
Hüseyin YİĞİT, 1990’lı ve 2000’li yıllarda.
Mehmet ÇULHA, 1990’lı ve 2000’li yıllarda.
Bayram TÜRKER, 1990’lı ve 2000’li yıllar
Aydın TÜRKER, 2000’li yıllar.
Ankara Belediyesinde Otobüs Şoförleri:
Fuat ÇEVİK
Hüseyin ARSLAN
Ali Rıza SEL(Kendi otobüsüyle taşımacılık yapmaktadır. Halk Otobüsleri) Fatih-Kızılay arası çalışır.

Gardiyanlar:
Köyün ilk gardiyanı, Necati YILMAZ’dır.
Senem GÖÇERİ.

Bekçiler:
Memiş YEŞİLYURT.
Ali ÇEVİK.
Ali ÖZEL.
Kazım ALKIM.

Eski Pehlivanlar:
Aşur ÇEVİK
Muharrem ÜNLÜ
Mehmet KURT(Paşa)
Dursun ERDOĞDU
Hasan BAL
Muharrem ASLAN
Hüseyin ÇEVİK
İsmail KARADAĞ, güreş sporuna Ankara’da bir süre devam etmiştir. Bu spora bilimsel olarak ilk eğilen güreşçimiz, “Isbık” namıyla bilinen İsmail Karadağ’dır.
Ve Diğer Meslek Erbabından Olanlar:
Galip Karadağ, İsmail Karadağ, Kemal Karadağ, Sefa Karadağ, Rumi Kömürcü, Ali Kurt, Ziyram Kurt, Kemal Kartal, Bayram Kurt, Ali Kavuncu, Rahmetli Sarı Rıza…bilinen çobanlardır. Selami ÖZTÜRK ve Cemalettin ŞAHİN postacıdır. Alattin CEYLAN Merzifon Belediyesi’nde greyder operatörü, İhsan CEYLAN Ankara Şeker Fabrikalarında işçi başı, Mehmet Çevik’in kızı Neşe, maliye memurudur. Mehmet Erdoğdu ve Ali Şahin’in aşıklığı vardır. Seyfettin Ceylan’ın 09.08.2007 tarihli araştırmasından.

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.
Yakup Köyü tarımcı bir köydür. Köyün 17 bin dönüm ekilir durumda olan toprakları bulunur. Köyde sulama amacı için DSİ’nin 4 adet sondajı vardır. Bu sondajların işletmesi de Yakup Köyü Toprak ve Sulama Kooperatifi eliyle yapılmakta. Derin kuyularadan çıkarılan sularla toprakların yarıya yakını sulanır. Köyde bulunan Kozarkı ve Köy suyu da sulama amacıyla kullanılır. Bu sular son yıllarda azalmıştır. Sondaj suları ile birlikte kullanılır. Sulanabilir toprakların tamamı düz ve verimlidir. Buralarda buğday, arpa, ayçiçeği başta olmak üzere birçok ürün yetiştirilir. Şu an üretimi yapılmasa da şekerpancarı, elit(şekerpancarının tohumu) da köyümüzde iyi yetişir. Bu sanayi ürünlerinin yerini son yıllarda soğan almıştır. Diyebiliriz ki Yakup Köyü tam soğancı bir köy olmuştur. Köyümüzün soğanları çok kalitelidir. Dönüme üç dört ton soğan verdiği olur. Köyde bin tonun üzerinde soğan üretildiği geçen yıllarda olmuştur. Buğday dökümü de sulu tarlalarda bire otuz kırk civarındadır. Son yılların kurak geçmesi ürün verimini önemli ölçüde düşürmüştür. 2007′nin hasat döneminde kırsaldaki topraklar üzerindeki buğdaylar tam yetişmediğinden birçok tarla biçilememiştir.
Köydeki tarım makine güçüyle yapılmakta. tarım alanında ortaya çıkan araç gereçler köye hemen girmektedir.
Nohut, mercimek, fiğ, fasülye gibi ürünlerde ekilip biçilir.
Bahçe ürünlerinden domates, biber, fasülye, bamya, mısır, salatalık, marul, maydanoz, yerelması ihtiyaç kadar yetiştirilir. Bu ürünlerden evin geçinimi sağlanmaz.
Tarım toplumunun özelliklerinden biri olan hayvancılık da köyde esaslı bir yer tutar. Bu büyükbaş ve çok az da olsa küçük baş hayvancılık olarak kendini gösterir. Sistemli bir besicilik yoktur. Sütçülük konusunda yeni çalışmalar ve açılımlar göze çarpar.
Kümes hayvanları da : tavuk, ördek, kaz ve hindi olarak azımsanmayacak kadardır. Yukarıdaki etkinlikleri yılın on iki ayı yürüten köylülerin birçoğu tarım sigortalıdır, emekli olanlar da vardır.
Köyde iyi, cins amasya elması bahçelerinden geriye kalan elma ağaçları bulunur. Erik, kiraz, vişne, kayısı, ceviz, ayva… gibi meyveler evde tüketilecek kadardır. Meyvecilikten geçinimini sağlayan yoktur diyebiliriz. 15.10.2007 tarihli Seyfettin Ceylan’ın araştırması Yakup Köyü-TOPRAĞI SÜRDÜKÇE TASLAK KİTABINDAN kısmen yararlanılmıştır. Bu kitap ileride bastırılacaktır.15.10.2007

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - Cemal Yiğit
1999 - Tahsin Çulha
1994 - Haşim Bal, 1995-Cemal Yiğit,
1989 - Haşim Bal
1984 - Süleyman Sel.
  1977- Feramus Yiğit.
  1976- Ziyram Duran. Vekil olarak
  1974-Turgut Basmacı.
  1968-Hüseyin çevik.
  1965-İsmail Abalı.
  1964-Dursun Çelik.
  1963-Ali Bal.
  1962-Hasan Ünaldı.
  1960-Ali yılmaz.
  1960-Halil Bülbül(Birkaç ay, köyün öğretmeni)
  1954-Dursun Çelik.
  1950-Rıza Çelik.
  1946-Hüseyin Korkmaz.
  1940'lı yıllarda-Mustafa Ünaldı.
  1930'lu yıllar Ali Bal.
  1928-Ömer Hökelek- Üç dönem üst üste muhtarlık yapar.
  1924-Halil Çelen köyün ilk mazbatalı muhtarı.

Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı vardır ancak sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

SEYFETTİN CEYLAN’IN ARAŞTIRMASI 09.08.2007
Okul, köyün tek taş binası. Bu bina, köyçüne doğru gelirken Kumluk Deresi’ni geçtikten sonra solda kalır. Okulun yeri tarladan alınmadır. Bu tarlanın o zamanlar Tün Üsüğün olduğu söylenir. Bu taş yapı tek katlıdır. Yapının her tarafında pencereler vardır. Bahçenin yola cephe tarafında duvar bulunur. Yine duvarın bitiminde, köyden tarafta okulun pınarı vardır. Okulun ana binasından uzakta -yolun altında- tuvaletlerin ve kömürlüğün bulunduğu küçük bir yapı daha vardır. Bizim öğrencilik yıllarımızda bu binanın doğu cephesinde, yolun altında okulun kavaklığı vardı. Bu kavaklık seksenli yıllarda bozulup kavakların yerine köy adına düğün salonu ve değirmen yapıldı.

Okulun tarihi, ilk bina 1928–1929 yılında yapılır. Açılışından 1939’a kadar üç yıllık bir ilköğretim eğitimini köyün ve bölgedeki köylerin çocuklarına verir. 1939’dan sonra beş yıllık bir eğitim ve öğretim süresi uygulanmaya başlanır ve 1997 yılında da sekiz yıllık zorunlu eğitim süresine geçilir. Eskiyen ve ihtiyaca cevap vermeyen bu bina yıkılarak ve yeri biraz değiştirilerek bugünkü taş yapı 1960’lı yıllarda inşa edilir.

Okulun eğitim öğretime başlama yılı, 1928-1929’dur. Hayrettin, Karatepe, Kıreymir ve Uzunyazı köylerine, bölge okulu olarak açıldığından bu yıldan itibaren hizmet vermeye başlar. Bu, kesintisiz yetmiş sekiz yıllık bir eğitim hizmetidir.

Köye Atanan İlk Öğretmen: İsmail Hakkı Bey, Çorumlu olduğu söyleniyor. Öğrenci mevcudu ve derslik durumuna göre tek öğretmenli yıllardan, iki, üç ve beş öğretmenli yıllara ve sekiz yıllık temel eğitim uygulaması ve öğrenci sayısının azalması nedeni ile de bir, iki öğretmenli yıllara tekrar dönmüştür. 1970’li yıllarda okula devam eden öğrenci sayısı 130–140 arasıydı.

Okulun eğitim ve öğretime başladığı yıllarda muhtar Ömer Hökelek’tir.

Köy toprakları içinde bir de okula ait bir tarla vardır. Bu tarlanın geliri okul ihtiyaçlarında kullanılır.

Belgelerde,

Okulda hale saklanmakta olan Talebe Kütük Defterinin bir nolu öğrencisi Melek Şahin. Bu kütükte, Melek Şahin ile ilgili şu bilgiler yer alıyor: Doğum yeri, Yakup Köyü. Doğum yılı, 1933. Baba Adı, Rıza Şahin. Ana Adı, Münire Şahin. Velisinin Adı, Rıza Şahin. Babanın mesleği, Çiftçi. Ev Adresi, Köy. No, 28. Okula kayıt olduğu tarih, 1.Xl. 1945. Okuldan çıktığı tarih, “yaşı okul çağını doldurduğundan çıkarılmıştır.” 25.lll.1950

Bu bilgiler, Yakup Köyü İlokulunun Talebe Kütük Defteri’nden alınmıştır. Bu defterin demirbaş no iç sayfada “D.No: 83” yazılıdır. Okulun ilk Talebe Kütük Defteri’ne rastlanamamıştır. SEYFETTİN CEYLAN’IN ARAŞTIRMASI. 09.08.2007

Sağlıkocağı: Merzifon Kıreymir yolundan köye doğru sapınca yolun sağında dört tarafı duvarlarla çevrili bir bahçe ve bahçenin içinde, birkaç tane tek katlı binalar ve köyün belki de tek çınar ağacı ve köyün ilk birkaç çamı… Ve ilk binanın yola bakan tarafında “Yakup Köyü Sağlıkocağı” tabelası.

Köylülerin ve çevre köylerin yara bere olduğunda, iğne işlerinde gittiği bir kurum.
Doktoru, hemşiresi, sağlıkçısı, hizmetlisi, memuru bir var, bir yok. Böyle bir kurum. Köye yararlı hizmetler vermiştir. Şu an ulaşım kolay olduğundan halk Merzifon Devlet Hastanelerine gider.
Sağlıkocağının temeli, dönemin muhtarı rahmetli Hüseyin Çevik zamanında bin dokuz yüz yetmiş üç yılında atılır ve bin dokuz yüz yetmiş dört yılında Turgut Basmacı’nın muhtarlığında faaliyet göstermeye başlar.
Bu kuruma ilk doktor ancak bin dokuz yüz seksenli yıllarda gelir. Doktor da: İzmirli Bahtiyar Bey’dir.SEYFETTİN CEYLAN’IN ARAŞTIRMASI 09.08.2007

Yol,
Yol yönünden planlanmış bir durum göze çarpmaz. Köy içindeki yollar zaman içinde doğal bir oluşumla meydana gelmiştir. Bu yolların kimi yerleri dar, kimi yerleri de gereğinden fazla geniştir. Yollar mülklerin yanından geçtiği için ihtiyacı karşılayacak şekilde yol olmuştur. Bu yüzden köy içi yolları, bazı yerlerde eğri, bazı yerlerde de dosdoğrudur. Merzifon yolu köyçüne kadar asfalttır. Köyün diğer yolları doldurulma ve topraktır. Otuz yıl önce köyün yolları yağışlarda ve kışları diz boyu çamur olurdu. Son yıllarda köyün içinde aşırı bir çamura rastlanılmaz.

Su
“Mısır, Nil’in bir hediyesidir. Her şeyin aslı sudur.”
İçme suyu, köydeki hayatın kuruluş tarihiyle yaşıttır en azından. Köyün ilk içme suyu Değirmenocağı’ndaki su gözelerinden sağlanmıştır. Daha sonraki tarihlerde su ihtiyacı artıkça Pınarınbaşı mevkii başta olmak üzere değişik bölgelerdeki su gözelerinden yararlanılmıştır. Köy içme suyu ihtiyacını şebeke yoluyla karşılamaya başlamadan önce, kuyu vurarak su çıkarma yoluna da gidilmiştir. Su kaynakları, akar pınarlar ve zaman içinde kuruyan pınarlar, kitabın değişik yerlerinde işlenmiştir.
Köyde içme suyu sorunu vardır. Şimdi sular Ahmetkoca’dan evlere basılır. Köy yerde, şebeke suyunun olması lüks bir hizmet sayılabilir. Şebeke suyunun köyde gerçekleşmesinde emeği geçenlere çok teşekkür eder ve saygılar sunarım. Bu güzel bir hizmet.
Köy kuruluş itibariyle bir yamaç köy görünümünde olduğundan ve son yıllarda köyün düzlük kesimine, tarıma elverişli topraklara evler çok yapıldığından depodaki su aşağılardaki evlere güzel, yeterli bir hizmet götürmekte, bir memnuniyet yaratmakta; köyün yukarı mahalleleri ise suyu belki gece yarılarında görmektedir. Gündüz temizlik ve ev işleri zorlaşmaktadır. Yukarıdaki evler susuz kalmaktadır. Yazları, tatillerde köye gittiğimizde susuzluktan temizlik için Cami Pınarı’na gidesimiz geliyor. Bakıyoruz, Cami Pınarı da akmıyor, eski günlere özlem duyuyoruz. Bu su sorunu kalkmalıdır. Köy daha fazla aşağı kaymadan…
Su Sorununun Çözümü: Acilen Cami Pınarı’nın olduğu yere bir su deposu yapılmalı. Yapılan bu su deposu, elektrik gücü ve masrafı gerektirmeden Emir Dayı’nın Ev’in oradaki su dağıtım yerinden kendiliğinden gelecek olan suyla doldurulacaktır. Bu depo, Köyçün’ün yüksekliğinin altında kalan mahallelere suyu rahatlıkla basacaktır. Bu bir fizik kuralıdır. Su aşağıya kendiliğinden gider. Mevcut su boruları birkaç eklentiyle yine işe yarayacaktır. Yeraltı şebekesi fazla bir iş çıkarmayacaktır.
Ahmetkoca’daki su deposu da yukarı mahallelere rahatlıkla yeteceğinden daha az elektrik masrafıyla köyün tamamı suya kavuşacak ve şebekenin güzelliği, lükslüğü o zaman köye eşit olarak yansımış olacaktır. Su sorunu çözüldüğünden köy, eski arsaları değerlendirerek yeni evlerini buralara yapacaktır. Tarım alanları da evlerle, beton yığınlarıyla yok edilmeyecektir. Bu bir düşüncedir. Sorunlar düşünerek çözüme kavuşur. Benden söylemesi…
Bu proje, köy için hayati bir önem taşımaktadır. Yoksa köy aşağıdaki verimli topraklara kaymaya devam edecektir. Bu da milli servete büyük bir zarar anlamına gelir. Ayrıca, köyün nerdeyse beşte üçüne elektrik masrafı etmeden bedava su sağlamak varken, neden elektrik harcayarak o kadar evin suyunu önce Ahmetkoca’ya çıkarıp para ve boşa elektrik harcıyoruz. Bunu da anlamış değilim. Bu mühendislik işinin bir izahı olmalıdır. Bilen varsa anlatsın. Buna ihtiyacım var.
Muhtar Cemal Yiğit’in su sorunu çalışmaları: 2006 yılının yaz aylarından temmuzda Dereninbuçuk ile mezarlık arasında kalan eski Yenice yolunun Dereninbuçuk’a yakın bir yerine sondaj çalışması yaptırmaktadır. Muhtar Cemal Yiğit, resmi girişimlerde bulunarak Samsun Özel İdare Genel Sekreterliği’ne ait su arama makinelerini belirtilen yere getirt+miş ve sondaj çalışmalarına başlanılmıştır. Bu makinenin bulacağı su ve suyun yeniden Ahmetkoca Tepesine yapılacak su deposuna basılması ile su sorununun çözümüne inanılmaktadır. Umarız bu çalışma ile köyün su sorunu son bulur.

İki bin altının yazında çalışmalarına tanık olduğum su çıkarma işlerinin seri ve kesintiye uğramadan devam etmesi için Köyün azalarından, Mehmet Çulha, Mustafa Sel, Veli Vural Köy bekçileri Orhan Karakaya, Dursun Yılmaz ve en başta da Muhtar Cemal Yiğit sondaj çalışmalarının olumlu bir şekilde bir an önce tamamlanması için olağanüstü çalışıyorlardı.

Elektrik
Lüksler(löküs), on dört numara lambalar, fenerler ve ahır yolunda dev gölgeler resmeden kel kazların bir anda kullanım dışı kalması bin dokuz yüz yetmiş altı yılında elektriklerin gelmesiyle olmuştur. Dönemin muhtarı da Turgut Basmacı’dır.

Telefon
Bin dokuz yüz seksenli yıllarda tek telefonla köy idare ederken doksanlı yılların başında her eve bir telefon hizmeti gelmiştir. Köyde telefonu olmayan yok gibidir. Telefon sesleri en çok duyulan teknoloji sesidir televizyonlardan sonra…

Kanalizasyon
Köye bu hizmetin gelişi dönemin muhtarı Süleyman Sel zamanında 1986 yılına rastlar. Kanalizasyon hizmetinden önce, tuvalet ayakları evlerin avlusunda pokluklara yakın kurulmuştur. Banyo ihtiyacı da evinde suyu olmayanlarca köy yunaklarından karşılanmaktadır. Çamaşır için yunaklar ve sondajlar kullanılmıştır. Köy pınarlarının ayakları akımına, açıktan köyün değişik yerlerinden yataklar oluşturarak su arklarına karışmaktaydı. Köyün içinde bulunan ortak helâların ayakları da pınar ayaklarının üstündeydi ve atıklar açıktan giderdi. 1986 yılından sonra sağlıksız görünüm arz eden bu durum son bulmuştur.
Kanalizasyonlar 1998 yılında dönemin muhtarı Cemal Yiğit tarafından var olan döşenmiş hat tamamen elden geçirilmiş ve kanalizasyon uzunluğu sekiz kilometreye çıkarılarak köyün kanalizasyon sorunu kökünden çözüme kavuşmuştur. Seyfettin Ceylan’ın. 09.08.2007 tarihli araştırmasından.

Değirmen:

Köye bu hizmetin gelişi dönemin muhtarı Süleyman SEL zamanında yapılmıştır.

Jun
01

Bilgisayar donanımı, bir bilgisayarı oluşturan fiziksel parçaların genel adıdır. Bu parçalar, kişisel bilgisayarlar, otomobiller, çamaşır makinesi ve benzeri elektrikli ev eşyaları veya çeşitli sanayi ugulamaları gibi birçok alanda kullanılır.

İç ve Dış Donanım

Bağımsız kasa, kutu veya kılıf içinde bulunan bilgisayar kasası içinde yer almayan donanımlara dış donanım denir.
bunlar kamera fotoğraf makinesi usb girişi bluetooth kızılötesi tarayıcı yazıcı vs vs…
Bir donanım parçası başka bir donanım parçası (genellikle bilgisayar kasası) içine yerleştiriliyorsa iç donanım olarak adlandırılır.
2 ye ayrılır iç ve dış olarak ayrılır.351465

                                             
			
			-->

			
	  		
Jun
01

Kızamık

posted by admin in Uncategorized 0 comments

Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığı. Kızamığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi bildirmiştir. Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.

Kızamık, çocuk hastalıkları arasındadır. Yetişkinlerde görülmemesi, bunların, çocuklukta kızamık geçirmiş olmalarına ve kalıcı bir bağışıklık kazanmalarına bağlıdır. Eğer çocukluğunda geçirmemişse, yaşlılığında bile geçirebilir. Kızamık, tükrük damlacıkları ile bulaşır. İyi havalandırılan, güneşli bir odada kızamığı alma ihtimali azalır. Sonbaharda hastalık artar. Kış aylarında, bilhassa Martta ve soğuk geçen Nisan aylarında en üst seviyeye çıkar. Salgınlar yapar. Yaz aylarında pek görülmez. Hastanın kullanmış olduğu çamaşır, oyuncak ve yemek kaplarının hastalığın bulaşmasında rolü yoktur. Fakat, kaşık, çatal temizlenmeden ve kısa bir zaman içinde duyarlı bir kişi tarafından kullanılırsa hastalığın bulaşmasında rol oynayabilir. Hastalığın mikrobu, hastaların öksürük ve aksırıkları ile atılan tükrük taneleri üzerinde birkaç saat havada serbest kalır. Teneffüs yoluyla alınarak vücuda yerleşir. Kızamığın kuluçka süresi 9-10 gün kadardır. Hastalık, hafif titreme ve ateş yükselmesi ile başlar. Nezle hali vardır. Çocuğun gözleri kızarmıştır ve ışığa bakamaz. Bademcikler şişmiştir. Öksürük de vardır. Kızamığın en kat’i belirtisi olarak ağız içinde yanak mukozasında gri-beyaz renkte, iğne başı büyüklüğünde çevresi koyu kırmızı lekeler olan koplik lekeleri görülür.

Nezle, öksürük ve konjoktivit (göz iltihabı) ile geçen 3 veya 4 günden sonra 39-40°C devam eden ateş düşmeye başlar ve bunu takiben kulak ardından, alından ve saçlı deriden başlayan ufak pembe-kırmızı döküntüler ortaya çıkar. Öksürüğün görünmesinden sonra ateş tekrar yükselir, nezle ve konjonktivit daha da artar. Döküntüler, bütün vücuda yayılır, 5-7 gün içinde kaybolur. Kızamık, belli belirsiz seyredebildiği gibi, ölüme kadar götürebilecek derecede ağır da seyredebilir. Vücudun direncini kıran bir hastalıktır. Dolayısıyla seyri esnasında vücutta bulunan birçok fırsatçı mikroorganizma çeşitli iltihabi hadiselere yol açabilir: Orta kulak iltihabı, ağız iltihabı, gastroenterit, zatürre larenjit, bronşit, menenjit, beyin iltihabı gibi.

Kızamık, üç yaşın altında, yaşlılarda ve hamilelerde tehlikelidir. Beslenmesi bozuk, küçük çocuklarda, zatürre ile birlikte genellikle ölüme yol açmaktadır. Hasta sık sık havalandırılan, güneş gören bir odaya yatırılır. Odanın ısısı 18-22°C arasında olmalıdır. Ateşli dönemde süt, sütlü yiyecekler, meyve suları, et suyu verilir. Hasta isterse, haşlama veya ızgara etler, yumurta, taze meyve ve sebze yedirilmesinde mahzur yoktur. C vitamini faydalıdır.

Kızamığın özel bir ilacı bulunmamaktadır. Hasta, nezle ve döküntü bitinceye kadar ayrı bir odada yatırılır. Ağız temizliğine dikkat edilir. Gerekirse, ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar verilir. Ortaya çıkan başka hastalıklar da varsa tedavi edilir. Kızamığın ihbarı (haber verilmesi) mecburidir. Hastanın en az 9 gün tecridi gerekir. Salgınlarda, nezleli çocukları okula göndermemelidir. Canlı kızamık aşısı, korunmada çok faydalıdır. 10 aylık iken aşı yapılmalıdır. Kızamık, daimi bir bağışıklık bıraktığından, bir defa geçiren bir daha geçirmez. Salgınlarda kızamıktan korunmak için, yerine göre hassas çocuklara kızamık serumları da uygulanabilir. Kızamık aşısı ile çocuk çok hafif bir kızamık geçirmekte ve bir daha kızamık olmamaktadır.

Jun
01

Dezenfektasyon, cansız ortamdaki bakteri endosporları dışında kalan patojen mikroorganizmaların öldürülmesi veya üremelerinin durdurulması işlemidir. Bu amaçla kullanılan kimyasal maddelere dezenfektan denir.

Test edilen ve onaylanan dezenfeksiyon ürünlerinin listeleri uygulama koşullarına bağlı olarak aşağıdaki kısımlara ayrılır:

  1. Hijyenik el yıkama ve ellerin dekontaminasyonu
  2. El ve Cilt antisepsisi
  3. Yer ve Yüzey dezenfeksiyonu
  4. Alet dezenfeksiyonu
  5. Çamaşır dezenfeksiyonu